15. Bölüm – Neden bir yaratıcı zorunludur?
Hiçlik, kendiliğinden var olma ve sonsuz sebepler zinciri ihtimallerini ele alan bu bölümde, ezelî bir yaratıcıya dair aklî delili adım adım izleyin.
Giriş ve önceki delilin pekiştirilmesi
Selamün aleyküm. Geçtiğimiz iki bölümde, Yaratıcının varlığına dair delilin her şey olduğunu açıkladık; çünkü varlıkların mevcudiyeti ve kusursuz düzeni mutlaka bir Yaratıcı gerektirir. Bunun, sağlıklı bir kalbe ve akla sahip olan kimse için kesin bir delil olduğunu da belirttik.
Şüpheleri tartışmamızın delilin bir parçası olmadığını da söyledik. Bu tartışmalarda bir karmaşıklık hissederseniz, bunun sebebi Allah'ın varlığını ispatlamanın karmaşık bir işlem olması değil; apaçık gerçekleri, temel kabulleri tartışan kimselere açıklamanın zor olmasıdır.
“Neden bir Yaratıcının var olduğunu varsayıyoruz?” şüphesine cevap
Şüpheci size şöyle diyebilir: Varlıkların mevcudiyeti ve kusursuz düzeni üzerinden Yaratıcının varlığına delil getiriyorsun. Düzenlerini bir kenara bırakalım; varlıkların mevcudiyetinin mutlaka bir var edeni olduğunu neden varsayıyorsun? Bu, hakkında delil bulunmayan bir varsayımdır. Dünyada hayatın nasıl başladığının sebebini gerçekten bilmiyoruz; fakat bilim gelecekte bu sebebi ortaya çıkarabilir. Düşünmekten kurtulmak için bir Yaratıcının varlığını varsaymak yerine, hayatın başlangıcının bilimsel sebebini araştır.
Ona deriz ki: Peki, düzen meselesini ve bu hassas sistemin bilen, kudretli, hikmet sahibi bir fail gerektirdiğini şimdilik erteleyelim. Seninle var etme meselesini konuşacağız.
Yaratıcının zorunluluğuna dair Kur’ânî akıl yürütme
Allah Teâlâ buyurur ki... “Hayır, bu delil değil! Bana ‘Allah buyurdu’ diyerek delil getirme; ben zaten Allah'ın varlığını kabul etmiyorum!”
Ben sana Allah'ın sözünün içindeki delille karşı çıkıyorum. “Allah buyurdu” ifadesini kabul etmeyeceğini biliyorum; bu ifadeyi bana bırak ve benim Allah'ın sözü olduğuna inandığım şeyin içindeki aklî delili tartış. Peki mi? “Peki”.
Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Yoksa onlar hiçbir şey olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.” [Tûr, 52:35-36]
Yaratılış ihtimallerinin tahlili
“Em hulikû”: Ey insan, seni ne yarattı? Yani sen yokken seni ne var etti? Ortada hangi ihtimaller vardır?
- Seni yokluğun (hiçliğin) var etmiş olması.
- Kendini senin var etmiş olman.
- Seni var eden bir şeyin bulunması.
İlk iki seçeneğin geçersizliği açıktır: Yokluk hiçbir şeyi var edemez. Sen ise, var olduktan sonra bile ömrüne bir gün ekleyemez, bedeninin yaşlanmasını ve ölümünü engelleyemezsin. Üstelik bedenin ve aklın tamamlanmış hâlde iken böylesin; o hâlde başlangıçta kendini yoktan nasıl var edebilirsin? Geriye üçüncü seçenek kalır: Seni, senden dışarıdaki bir sebep var etmiştir.
“Ben babamın spermiyle annemin yumurtasından var oldum” diyeceksin. Peki, bunları var eden nedir? “Sen sonunda Allah’ın yarattığı Âdem’e ulaşacaksın; ben ise evrim geçirmiş bir hücreden söz edeceğim ve anlaşamayacağız...” diyeceksin.
Hayır, hayır, hayır! Dur. İnsan türünün kökenini nasıl açıklarsak açıklayalım, sonunda sebepler zincirinin belli bir sınırda durması gerekir; bu belirli sınırın ne olduğu konusunda ihtilaf etsek bile. Fakat bu sınırın, yani başlangıç noktasının bulunması zorunludur. Sebeplerin başlangıcı olmayacak şekilde sonsuza kadar geriye gitmesi mümkün değildir; bu imkânsızdır.
Sebeplerin sonsuz gerilemesinin imkânsızlığı
“Başlangıcı olmayan bir sebepler zinciri neden imkânsız olsun? Söylediğinizi kabul etmiyorum.” İşte sorununuz bu: İspata ihtiyaç duymayan apaçık akıl ilkelerini kabul etmiyorsunuz.
Sonsuz gerileme imkânsızdır; çünkü sonuçta hiçbir şeyin meydana gelmemesi anlamına gelir. Nasıl? Neden bu gerileme hiçbir şeyin meydana gelmemesine yol açar?
Bunu açıklayan bir örnek vereyim: Serbest bırakılmasına hükmedilmiş bir esir olduğunu düşünün. Bu esiri koruyan asker, “Komutanım emretmedikçe onu serbest bırakmayacağım” der. Komutanı da, “Komutanım emretmedikçe buna emir veremem” der. Komutanın komutanı da aynı şeyi söyler... Bu durum başlangıcı olmayacak şekilde sürerse, bu esirin serbest bırakılması mümkün olmaz. Fakat onun gerçekten serbest bırakıldığını görürsek, zincirin mutlaka belli bir noktada durduğunu kesin olarak biliriz: Başkasından emir beklemeden onun serbest bırakılmasını emreden kişide.
Önünüzde domino taşlarının peş peşe devrildiğini görürseniz ve her taşın kendinden öncekisi düşmeden düşmediğini bilirseniz, ilk taşı hareket ettiren birinin bulunduğunu kesin olarak anlarsınız. Bu devrilmenin bir başlangıcı olmadığını söyleyemezsiniz.
Bizim durumumuz da aynen böyledir: Varlıklar, kendilerinden önce gelen bir şey olmadan var olamıyorsa ve bu durum başlangıcı olmayacak şekilde devam ediyorsa, zaten hiç var olmazlardı. Fakat varlıklar mevcuttur; bu da sebepler zincirinin kesildiğini, varlığı için kendisinden önce bir sebep bulunmayan ilk bir sebepte durduğunu gösterir.
Bu ilk sebebin varlığından önce ya yokluk vardır ya da yokluk yoktur. Eğer ondan önce yokluk varsa, onu yokluktan varlığa çıkaracak bir sebebe ihtiyaç duyar; oysa kendisinden önce bir sebep bulunmadığını ispat ettik.
Öyleyse geriye şu kalır: Bu sebep, öncesinde yokluk bulunmayan ezelî bir varlıktır; başlangıcı yoktur. Varlığı kendindendir, kendisini var etmesi için başka bir şeye muhtaç değildir.
Şimdi âyetlere dönelim: Ey insan, sana uygulanan şey göklere ve yeryüzüne de uygulanır. İnsan türü gökleri ve yeryüzünü yokluktan sonra var etmedi; onlar kendilerini var etmedi, yokluk da onları var etmedi. Öyleyse mutlaka bir Yaratıcıları vardır.
İlk sebepten Allah'ın sıfatlarına
Şüpheci şöyle diyecektir: Peki, sana ilk bir sebebin zorunlu olduğunu kabul etsek bile, ona neden “Allah” diyorsunuz ve O'na pek çok sıfat nispet ediyorsunuz?
Cevap şudur: Önceki tartışmada ispat ettiğimiz şey yalnızca ilk bir sebebin bulunduğu değildir. Bu sebebin yaratılmışları var etmesi, onun kudret, hayat ve irade sahibi olduğunu gösterir. Zira diri olmasaydı yaratılmışlara hayat veremezdi; bir şeye sahip olmayan onu veremez. İradesiyle yaratmayı dilemiş, kudretiyle de iradesini gerçekleştirmiştir.
Yaratışındaki kusursuzluğu ve bu yaratılışın ayrıntılarını açıklamaya geldiğimizde, bunların rablik, ilim, hikmet, rahmet, azamet, kayyûmiyet ve başka sıfatlara da delâlet ettiğini göreceğiz... Kısacası, bu sıfatlara sahip olan Yaratıcı, İslâmî anlayışta “Allah” diye adlandırılandır.
Allah'ın varlığına dair aklî delilin özeti
Bu sebeple Allah'ın varlığına iman, sadece duygusal ve teslimiyete dayalı bir mesele değildir; daha önce (Allah'ın varlığına dair fıtrî deliller) serisinde açıkladığımız gibi, fıtrî olmasının yanında burhanî, istidlâlî ve aklî bir meseledir.
Allah'a imanımız, zorunlu öncüllerden kesin bilgiyi çıkarmaya dayanır. “Evreni kimin meydana getirdiğini bilmiyoruz, bu yüzden bunu çözmek için Allah'ın varlığını varsayıyoruz” demiyoruz. Bilakis, zorunlu aklî çıkarım evrenin mutlaka kendisini yaratacak başka bir yaratıcıya sahip olmayan ezelî bir Yaratıcısı bulunduğunu ve bu Yaratıcının bazı sıfatlarını gösterir, diyoruz.
Sebepler zincirinin başlangıcı olmayacak şekilde devam ettiğini gördük de onu durdurmak için, düşünmekten üşendiğimizden Allah'ın varlığını varsaydık, demiyoruz... Hayır. Akıl yürütmemiz, sebeplerin başlangıcı olmayan bir biçimde gerilemesinin imkânsızlığına dayanır; çünkü bunun zorunlu sonucu, varlığın aslında hiç bulunmamasıdır. Bu ise duyulara ve akla aykırıdır.
Ateist, “Bilim gelecekte hayatın sebebini keşfedebilir” dediğinde, ona şunu söyleriz: Bilim ne keşfederse keşfetsin, yokluğun hayatı var ettiğini, hayatın kendini var ettiğini veya hayatın sebebinin başlangıcı olmayacak şekilde geriye gittiğini keşfedemez. Bilim, bu apaçık akıl ilkeleriyle çelişen bir şeyi ortaya koymaz; çünkü apaçık akıl ilkelerinin geçersiz kılınması, zaten beşinci bölümde açıkladığımız gibi deneysel bilimin iptaline yol açar.
Sonuç
Gelecek bölümde şu soruya cevap vereceğiz: Peki, Allah yaratılmışları yarattıysa, Allah'ı kim yarattı?
Selamün aleyküm ve Allah'ın rahmeti üzerinize olsun.
Kaynak: Dr. İyad Kuneybi’nin resmî sitesi.