2. Bölüm – Allah’ın Varlık Delilleri: Mümine Altı Fayda
Allah'ın varlığının delillerini incelemek mümine ne kazandırır? Yakîni kökleştiren, tevekkülü ve izzeti güçlendiren altı önemli faydayı keşfedin.
Allah’ın varlığına zaten kesin olarak inanan kişi için delillerin altı faydası
Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun. Kardeşlerim, yakîni inşa etmeye yönelik serimizde Allah’ın varlığını ortaya koyarak başlayacağız. Çünkü her şey bu temel üzerine kurulur. Müslüman izleyici, “Peki, ben Allah’ın varlığına inanıyorum; öyleyse bunlar bana hitap etmiyor” diyebilir. Gerçekte kardeşlerim, Allah’ın varlığına derin bir imanla inananların bile bu bölümlere ihtiyacı var. Neden?
Altı önemli faydadan söz edeceğim. Bunları şöyle adlandırabiliriz: Kökleri derinleştirmek, Allah hakkında hüsnüzan beslemek, harekete geçme gücü kazanmak, sebat etmek ve başkalarını sağlamlaştırmak, nimetin farkına varmak, izzeti yeniden canlandırmak.
Allah’ın varlığına zaten kesin olarak inanan kişi için delillerin altı faydası
1. Kökleri derinleştirmek
İlk fayda kardeşlerim, kökleri derinleştirmektir. Yakînin tek değil, farklı dereceleri vardır. Nasıl yani? İnsan ya inanır ya şüphe eder ya da yalanlar, değil mi? Yakîn, içine şüphe karışmayan kesin bir tasdik değil midir? Evet, ama bu tasdikin de dereceleri vardır. Allah’ın varlığını şüphesiz ve kesin biçimde tasdik ettiğinizde gerekli eşiği aşmış, şüphe ve tereddüdün çekiminden kurtulmuş olursunuz. Fakat bundan sonra insanlar ne kadar yükseğe çıktıkları bakımından farklılaşır.
Bir bahçeye girip ağaçlarına bakın. Hepsi canlı, gövdeleri üzerinde duran ağaçlardır, evet! Ama hepsi aynı mıdır? Hayır. Kökleri yüzeye yakın, kolayca sökülebilecek bir ağaç görürsünüz. Bir başkası derin köklüdür, sökülmesi zordur. Bir diğerinin kökleri daha çok ve daha derindir; onu kökünden sökmek hiç mümkün değildir. Kesilebilir, öldürülebilir ama kökünden sökülemez.
İnsanların içindeki yakîn de böyledir. Bir grup Müslümanın hepsinde, bu ağaçların canlılığı gibi canlı bir yakîn bulunabilir. Ama sebatları, fitnelerle karşılaştıklarındaki dayanıklılıkları ne kadar farklıdır! Ağaçların meyve vermesi de hiç aynı değildir. Bazısı yalnızca kendisine fayda verir; bazısının meyveleri insanlara dökülür ve insanlar gölgesinde dinlenir. Yakîn de böyledir.
Bu yüzden yakîn sahibi bile, kuruyup ölmesin; aksine büyüsün, meyve versin, fayda sağlasın ve köklerini derinlere salsın diye yakîn ağacını sulamaya muhtaçtır. Onu sulamanın en önemli yollarından biri, Rabbimizin “Derin derin düşünürler” [Âl-i İmrân: 191] buyruğuyla teşvik ettiği tefekkürdür. En büyük tefekkürlerden biri de yüce Allah’ın varlığının delillerini düşünmektir: “Allah, doğru yola girenlerin hidayetini artırır.” [Meryem: 76]
İbrahim Halil (aleyhisselâm), yakînin derecelerinin farklı olduğunu anlamıştı. Yakîni ne kadar güçlüydü! Yine de en yüksek derecesini istedi: “Hani İbrahim, ‘Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster’ demişti. Allah, ‘İnanmadın mı?’ deyince, ‘İnandım’ demişti.” [Bakara: 260] Yani şüpheden uzak bir imanım ve yakînim var, “Fakat kalbim iyice yatışsın diye.” [Bakara: 260]
İbn Âşûr, “Kalbim iyice yatışsın diye” ifadesini şöyle açıklar: “Yani bilgim sağlamlaşıp kesinleşsin; düşünme ve inceleme zahmetinden, gözle görmenin verdiği yakînle doğrudan bilginin açıklığına geçsin. Bilinen şey öylesine açığa çıksın ki yeniden delil aramaya ve zihinden şüpheleri gidermeye gerek kalmasın.” Sanki İbrahim (aleyhisselâm), “Ölümden sonra diriliş gerçeği olan bu temeli iyice sağlamlaştırmak istiyorum. Üzerine inşa edeyim, yakînin huzurunu tadayım; nefsim konuyu yeniden açıp kanıt aramaya ve soruları cevaplamaya beni geri götürmesin” diyordu. Serimiz, yakînin huzurunu ve gönül rahatlığını tatmanız içindir.
2. Allah hakkında hüsnüzan beslemek
İkinci fayda Allah hakkında hüsnüzan beslemektir. Allah’ın varlığının delillerini kuru bir biçimde ele almayacağız. Amacımız, varlığına ilişkin yakîni derinleştirmenin yanında Allah’a sevgiyi, adaletine, hikmetine ve rahmetine güveni de derinleştirmektir. Allah’ın varlığının ve dininin doğruluğunun delillerine baktıkça, bütün bu işaretleri ortaya koymasının O’nun rahmeti olduğuna daha çok inanır ve içinizden, “Bunca işaret! Bunca delil! Rabbim, kullarına ne kadar merhametlisin!” dersiniz.
Bütün bunlardan sonra kendisini inkâr edenleri cezalandırdığında Allah’ın adaletinden daha çok emin olursunuz. İnsanların artık Allah’a karşı ileri sürebilecekleri hiçbir delil ve mazeret bulunmadığını gerçekten anlarsınız. Allah’ın varlığına kesin olarak inanan bazı Müslümanların bu konuda gerçek bir sorunu vardır. İçlerini şu düşünce kemirir: “Allah’ın varlığına ya da İslam’ın doğruluğuna ikna olmayan kâfir neden cezalandırılıyor?” Bu, Allah’a kesin olarak inanan kulun Allah’ın rahmeti hakkında suizan beslemesine ve adaletinden şüphe etmesine yol açar.
Kardeşlerim, Allah’a iman; tasdikten, kalbin amellerinden, dilin amellerinden yani sözden ve organların amellerinden oluşur. Tasdik, söylediğimiz gibi tek derecede değildir; Allah’ın varlığının delilleri üzerinde düşünülerek güçlendirilip kökleştirilmeye ve sulanmaya ihtiyaç duyar. Kalbin amelleri olan Allah sevgisi, adaletine kesin güven, hikmeti ve rahmeti hakkında hüsnüzan da O’nun varlığının delillerini düşünmeye muhtaçtır. Tasdik bulunsa bile kalbin amelleri karışıksa, hüsnüzan yoksa ve göğüste bir sıkıntı varsa tasdikin nuru perdeli kalır.
Dolayısıyla sözünü ettiğimiz yakîn iki yönlüdür: Allah’ın varlığına yakîn ve O’nun varlığının delillerinin yeterli, gönlü tatmin eden, açık ve bağlayıcı olduğuna, bunlarla yaratılmışlara karşı hüccetin tamamlandığına yakîn.
3. Harekete geçme gücü kazanmak
Üçüncü fayda harekete geçme gücü kazanmaktır. Açıkladığımız anlamıyla yakîn, bundan sonraki her şey için itici gücünüzdür. Gücü ölçüsünde yola çıktığınız, engelleri aşıp dağlara tırmandığınız motordur. Yakîn meselesini ne kadar sağlamlaştırırsanız önünüzde yalnızca çalışmak, cennet yolunda azim ve canlılıkla ilerlemek kalır. Birikmiş enerjinizin kaynakları Allah’ın dinine hizmette, emri üzere dosdoğru olmakta, O’na kararlılık, sebat ve süreklilikle çağırmakta fışkırır. Yakîni her suladığınızda canlılık yenilenir, gevşeklik kaybolur.
Bu yüzden Allah’ın yüce kitabında, Bakara suresinin başında takva sahiplerini nitelediği ilk özellik şudur: “Onlar gayba inanırlar.” [Bakara: 3] Gayba inanmak, her şeyin harekete geçiricisidir. Köklerde bir bozukluk varsa etkisi meyveye de yansır.
4. Sebat etmek ve başkalarını sağlamlaştırmak
Dördüncü fayda kardeşlerim, sebat etmek ve başkalarını sağlamlaştırmaktır. Fitneler çağında yaşıyoruz. Bu fitneler nice insanı imanından kopardı! Müslümanın görevi, kendisini korumak ve yakîninin köklerini derine salmaktır. Böylece fitne fırtınaları karşısında sabit kalabilir ve çevresindekileri sağlamlaştırabilir.
İbn Teymiyye’nin (rahimehullah) şu sözünü birlikte düşünelim: “İnsanların çoğu, inkârdan sonra Müslüman olduklarında veya İslam üzere doğup hükümlerine bağlandıklarında ve Allah’a ve elçisine itaat edenlerden olduklarında Müslümandır; genel bir imanları vardır. Fakat imanın hakikatinin kalplerine girmesi, Allah onlara bunu verirse yavaş yavaş olur. Aksi hâlde birçok insan yakîne de cihada da ulaşamaz. Şüpheye düşürülseler şüphe eder, cihat emredilse cihat etmezler. Kâfir ya da münafık değildirler; fakat kalplerinde şüpheyi giderecek bilgi, marifet ve yakîn yoktur.”
Demek ki bu kişilerin genel bir imanı vardır, fakat içlerinde derinleşmemiştir; bu yüzden tehlikededirler. Kardeşim, kendi yakîninden memnun olsan bile çocukların ne olacak? Kanaatlerini ve yakînlerini sağlamlaştırmalarına yardım edebilir misin? Ailen, sevdiklerin ve çevren ne olacak? Müslümanları yüce Rableri hakkında şüpheye düşürmek için temeli ve kökleri hedef alan fikrî bir savaş çağındayız. Bugün çocuklarının, kardeşlerinin veya sevdiklerinin şüphelerden etkilendiğini söyleyenleri sıkça duyuyoruz. Sevdiğin birinin inkâr ya da şüphe üzere ölmesine dayanabilir misin?
Allah şöyle buyurur: “Sabredip ayetlerimize kesin olarak inandıkları zaman, içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.” [Secde: 24] Yakînin derecelerinde yükseldikçe Allah’ın dini kendileriyle desteklediği önderlerden olmaya ehil hâle gelirsin. Karşına gerçekten cevap arayan veya dinin hakkında seni mahcup etmek isteyen birinin Allah’ın varlığına ilişkin sorusu çıkabilir. Kekelemek, kaçınmak, öfkeyle ya da yüzeysel bir cevap vermek başka; kötü niyetliyi susturan, kararsızlara yol gösteren, gönüllere şifa olan kesin cevaba sahip olmak başkadır. İlkinde şüpheci sevinir, senin üzerinden dinine karşı hayalî bir zafer kazanır. Öyleyse kolları sıva, yönel ve bize katıl!
5. Nimetin farkına varmak
Allah’ın varlığının delillerini yeniden incelemenin Müslüman olarak sana beşinci faydası, Allah’ın üzerindeki nimetini anlamaktır. O’nun varlığına inananla inkâr eden arasındaki büyük farkı gördüğünde birçok ayetin anlamını daha önce hissetmediğin şekilde hissedersin: “Kör ile gören bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık bir olmaz. Gölge ile sıcaklık bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz.” [Fâtır: 19-22]
“Allah’ın ayetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar!” [Mü’min: 69] buyruğunun anlamını derinden kavrarsın. Allah’ı inkâr etmenin sonuçlarını, insanı nasıl derin bir uçuruma düşürdüğünü gördüğünde bunu anlarsın. Bu da dinine bağlılığını, onun yanında yer alışını ve Allah’ın üzerindeki nimetini fark edişini artırır.
İbn Teymiyye, Minhâcü’s-Sünne’de Ömer b. Hattâb’ın (radıyallahu anh) şöyle dediğini aktarır: “İslam içinde cahiliyeyi tanımayanlar yetiştiğinde İslam’ın bağları birer birer çözülür.” Evet, onlar İslam nimetinin büyüklüğünü anlamaz. İçlerinde hak ile batıl arasındaki mesafe daralmıştır. İslam’ın bağlarının çözülüp şüphe ve kaybolmuşluk vadilerine düşmeleri ne kadar kolaydır!
6. İzzeti yeniden canlandırmak
Altıncı fayda izzeti yeniden canlandırmaktır. Allah’ın varlığının delillerini düşündükçe dininin nişanelerini ortaya koyarken ve ona çağırırken izzet ve iç uyum hissedersin. Çünkü apaçık hak üzerinde olduğunu; gösterdiğin, çağırdığın ve başkalarının zayıflık gösterdiği dinî uygulamaların, davetin, iyiliği emretmen ve kötülükten sakındırmanın, doğruluğunda bir an tereddüt etmediğin en büyük ve en yüce hakikate dayandığını bilirsin.
Seni kabul etsinler diye görünüşünü değiştirmen veya İslami kimliğinin izlerini gizlemen gerekmez. Bir kadın olarak kabul görmek için örtünü veya davranışını değiştirmen gerekmez. Akıntıya karşı yürüsen bile yabancılık hissetmezsin; çünkü bu hak üzerinde olduğun için asıl zeminde bulunduğunu hissedersin. Hâl dilin, “İnsanlar! Benim gördüğümü görmüyor musunuz? Gün ortasındaki şu güneşi görmüyor musunuz?” der. Kardeşlerim, şahsen ben Allah’ın varlığının delillerini her düşündüğümde bu izzeti, iç uyumu ve insanları yüce Rablerine itaate yönlendirme arzusunu hissediyorum.
Bütün bu nedenlerle Allah’ın varlığının delillerini ele aldığımız bölümler yalnızca hakikati arayan kararsızlar veya inkârcılar için yararlı ve önemli olmayacak. Her Müslüman için de köklerini derinleştirsin, Rabbi hakkında hüsnüzan beslesin, harekete geçme gücünü artırsın, sebat etsin ve başkalarını sağlamlaştırsın, Allah’ın üzerindeki nimetini anlasın ve Allah’ın izniyle içindeki izzeti yeniden canlandırsın diye önemlidir.
Gelecek bölümde, Allah’ın izniyle yüce Allah’ın varlığına ilişkin fıtri delillerle başlayacağız. Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun.
Kaynak: Dr. İyad Kuneybi’nin resmî sitesi.