21. Bölüm – Darwin’in evrim teorisine adil bir bakış
Darwin’in teorisinin temel dayanaklarını, doğal seçilim anlayışını ve sonraki değişikliklerini yazarın eleştirileriyle birlikte ayrıntılı inceleyin.
Selamün aleyküm…
Darwin’in evrim teorisine giriş
Bu bölümde Darwin’in evrim teorisi diye bilinen görüşün en önemli dayanaklarını birlikte değerlendireceğiz. Charles Darwin, canlıların doğal tarihi alanında çalışan İngiliz bir araştırmacıdır. Yolculuklarında topladığı ve başkalarından aktardığı çok sayıda gözlemden söz etmiştir: farklı canlı türleri arasındaki biçimsel ve anatomik benzerlikler ile onların coğrafi dağılım biçimleri gibi.
Bunlara dayanarak bütün canlıların ortak bir kökenden geldiğini varsaydı; bu köken evrim ve çeşitlenme süreçlerinden geçmişti. Canlıda küçük ve birikimli değişimler olur, sonra tabiat eleme yapar; yararlı değişimleri korur ve binlerce, milyonlarca yıl içinde yeni bir canlı türü ortaya çıkar! Darwin’e göre tabiat, zararlı veya faydasız değişimlerin meydana geldiği sayısız geçiş canlısını ise ortadan kaldırmıştır.
Darwin, eleme rolüne ek olarak tabiatın canlılarda yeni nitelikler oluşturduğunu da varsaydı. Buna göre hayvan, çevresinin sonucu olarak belirli nitelikler kazanırsa bunları yavrularına aktarır. Bu, Lamarck’ın varsayımıyla da uyumludur: çok uzun boyunlu zürafa bir zamanlar kısa boyunluydu; fakat çevresindeki doğal şartlar değişip ağaçların üst kısımlarından yemek için boynunu uzatmak zorunda kalınca, boynu nesilden nesile uzamış ve bugün bulunduğu hâle gelmiştir.
Konunun en önemli yanı, Darwin’in canlıların bu değişimlerin toplamı ve tesadüfler yoluyla, yani amaç olmaksızın meydana geldiğini varsaymasıdır… amaç olmaksızın! Kendi ifadesiyle bu çok sayıdaki türün var edilmesinde bir "yaratılış planı" (plan of creation) yoktu; yazılarının birçok yerinde de bunu vurgulamıştır.
Darwin bu fikirlerini 1859 yılında (Türlerin Kökeni Üzerine) (On the Origin of Species) adlı kitapta yayımladı. Sonra edinilmiş özelliklerin kalıtımına ilişkin ayrıntılı bir mekanizma vermek istedi ve (Türlerin Kökeni) kitabından yıllar sonra (pangenesis) adını verdiği varsayımını yayımladı. Buna göre tabiat canlının hücrelerini etkilediğinde bu beden hücreleri Darwin’in gemmüller "Gemmules" dediği küçük maddeler salgılar; bunlar canlının üreme organlarında toplanır ve soyuna aktarılır.
Peki ortak köken nereden geldi, Darwin?! Fikirlerini üzerine kurduğun ve bütün canlıları kendisine bağladığın ilk canlı nereden geldi?! Darwin bunu kitabında açıklamadı. Ancak botanikçi Joseph Dalton Hooker ile yazışmalarında, ilk canlının ışık, ısı ve elektrik gibi etkenlerle sıcak bir gölette ortaya çıktığı görüşünü benimsediğini belirtti. Yani Darwin, kendi çağında yaygın olan "kendiliğinden oluşum" fikrine katılmıştı; canlıların cansız maddelerden kendiliğinden oluşabileceği sanılıyordu. Örneğin böceklerin yemek artıklarından, sinek larvalarının da çürümüş et parçalarından doğduğu düşünülüyordu.
Darwin teorisinin temel dayanakları
Kısaca Darwin’in evrim teorisinin dayanakları şunlardır:
- Bir canlı, herhangi bir yolla cansız maddelerden oluşmuştur.
- Tabiat canlıya onu bir türden diğerine dönüştürebilecek yeni nitelikler kazandırır.
- Edinilmiş nitelikler kalıtım yoluyla aktarılır.
- Tabiat, daha üstün canlılara ulaşmak üzere birikimli seçim yapar; ardışık küçük değişimlerden karmaşık biyolojik sistemler kurar.
- Sonuç olarak canlılar, ne yaptığını bilen, irade sahibi ve seçen bir failin kastı veya iradesi olmaksızın (evolved) ortaya çıkmıştır.
Darwin, evrendeki bütün canlıları bu masanın üzerine yükledi.
Darwin teorisinin dayanaklarını değerlendirmek
Peki, Darwin’in bu sonuca ulaşırken dayandığı temel unsurları genel olarak nasıl değerlendirebiliriz?
1. Canlıların cansız maddelerden kendiliğinden oluşması
Canlıların cansız maddelerden kendiliğinden doğması, Darwin’den iki asır önce Francesco Redi’nin deneyi ve Darwin’in kitabından beş yıl sonra yayımlanan Louis Pasteur’ün deneyiyle çöken bir hurafedir. Pasteur, yemek artıkları gibi cansız maddelerden kendiliğinden doğduğu sanılan canlıların, besin maddelerinin dışından ve onları kirleten havayla geldiğini kanıtladı. Sterilizasyon işlemi olan "pastörizasyon" ve pastörize süt de onun adıyla anılır.
Aslında kendiliğinden oluşum aklen de baştan çökmüştür: cansız maddelerden böylece kendiliğinden bir canlı çıktığını düşünmek! Buna rağmen denemekte ısrar ettiler. Denediler… Hurafe, akla ek olarak deneysel bilimle de çöktü.
2. Tabiatın yeni özellikler oluşturması ve bunların kalıtımı
Tabiatın kullanma ve kullanmama yoluyla canlıda yeni özellikler meydana getirmesi, "zürafanın boynu" örneğinde olduğu gibi, Gregor Mendel’in keşifleriyle de çöken bir hurafedir. Mendel, Darwin’den yıllar sonra, yavruların kalıtsal özellikleri ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin aslında ebeveynlerde bulunanın dışına çıkmayacağını kanıtladı.
Epigenetik (epigenetics) keşifleri de bunu çürüttü. Bunlar, dış ve çevresel etkenlerin bir canlıdaki kalıtsal maddenin okunma biçimini değiştirebileceğini; gizli bir özelliği etkinleştirebileceğini veya etkin bir özelliği susturabileceğini gösterdi. Fakat başlangıçta bulunmayan bir kalıtsal madde eklemezler.
Edinilmiş özelliklerin kalıtımı da sıradan gözlemle çöken bir hurafedir. Örneğin demircinin ve marangozun hayatları boyunca kazandıkları kaslar çocuklarına aktarılmaz. Buna rağmen Darwin’in takipçileri denemekte ısrar ettiler. Denediler… Weismann 19 nesil farelerin kuyruklarını kesti; zavallı, uzun uğraşın ardından, onların yavrularının her seferinde yeniden kuyrukla doğduğunu gördü! Kesilmiş kuyruk olan edinilmiş özellik yavrulara geçmemişti.
3. Darwin’de doğal seçilim
Öyleyse Darwin’in teorisinden geriye ne kaldı?! "Doğal seçilim doğrudur" diyeceksiniz. Ben de derim ki: onun doğru olan kısmı Darwin’in icadı veya kendi düşüncesinin ürünü değildir; herkes zayıf hayvanın zor çevre şartlarına uyum sağlamasının güç olacağını bilir!
Fakat Darwin’de doğal seçilim bunun ötesine geçerek, tesadüfi ve ardışık küçük değişimlerden karmaşık biyolojik sistemler meydana getirmek anlamını da taşır. Darwin’in doğal seçilimden ne anladığını kavramak için şunu düşünün: geniş hayal gücüyle, tabiatın kullanma ve kullanmama yoluyla eski canlılarda belki bir işe yarayan basit beden yapıları ürettiğini; doğal seçilimin de bunları koruduğunu tasarladı. Bu seçilim, bu yapıların birikmesinin kuşun kanadı veya hayvanın gözü gibi tam ve bütünleşmiş bir organ doğuracağını bilmiyordu.
Darwin’in bu mantığını anlamak için hurdalarla dolu bir arazi düşünün. Çok sayıda kör kişi oradan geçer, her biri rastgele bir hurda parçası alır, sonra büyük bir binaya girer; her girişten sonra kapı kapanır. Milyonlarca yıl geçer; körler hurdaları toplar, ölür ve binanın zemininin altına gömülür. Bir gün binanın kapısını açarsınız; kapıdan, körlerden birinin kullandığı dev bir Boeing uçağı çıkar ve gökyüzünde uçar!
"Kör kişi bu uçağı nasıl yapabildi?" diye sorarsınız. Size, "Onu yapmayı amaçlamadı" denir! Ondan önceki körlerden yararlı bir hurda parçası alan hayatta kaldı ve onu kendisinden sonrakilere aktardı. Biri soğuktan korunmak için aldığı kumaşa sarıldı; diğeri güneşten gölgelenmek için demir bir levha aldı; üçüncüsü hurdadan aldığı uçak kumandasıyla yemek pişirirken yemeğini karıştırdı; dördüncüsü de kör düşmanlarıyla savaşında kalkan olarak kullandığı bir cam parçası aldı! Bunlar ardışık zamanlarda geldi, parçalarını kendilerinden sonrakilere aktardı ve parçalar herhangi bir kasıt veya failin fiili olmaksızın birleşti; sonunda gördüğünüz bu büyük uçak oluştu! Sakın, ama sakın birinin uçağın oluşmasını veya uçmasını amaçladığını sanmayın!
Aynı mantıkla Darwin, doğal seçilimin canlıların yapılarını körü körüne yamadığını kabul etti. Örneğin kuş kanatlarının kuşa uçuşta yardım etmesi (pseudopurpose), yani gerçek değil hayalî bir amaçtır! Gözün görmesi de hayalî bir amaçtır; çünkü gözün görmesini veya kanadın çırpmasını amaçlayan irade sahibi, seçen bir fail yoktur. Bunların hepsi kör tesadüflerin birikimleriyle meydana gelmiştir!
Darwin’in ortaya attığı kör doğal seçilim şakası budur. Her sağlam akla göre saçma oluşuna ek olarak, bilimsel keşifler onun imkânsızlığını her canlı ayrıntısı ve ilişkisinde bulunan indirgenemez karmaşıklık (irreducible complexity) ile göstermiştir. Canlıların yapıları ve organları son derece karmaşık ve bütünleşiktir; parçalarının aynı anda bulunması olmadan var olamazlar, yoksa işlevlerini yerine getiremezler. Bu yüzden, Darwin’in zamanında mikroskopta ancak basit bir leke gibi gördüğü en küçük canlı birim olan hücre düzeyinde dahi, aşamalı oluşum fikrine elverişli değildirler. Demek ki Darwin’in tasvir ettiği doğal seçilim de bir hurafedir.
Özet ve genel değerlendirme
Darwin, aklen, duyuyla ve deneyle çöken bu hurafeler üzerine tarihin en saçma ve en aptal fikrini kurdu: Bu yaratılışta gördüğümüz bütün düzen ve kusursuzluk tesadüflerle, amaç olmaksızın ortaya çıkmış; bilgiye ve hikmete ihtiyaç yokmuş! Onun hayalleri, tabiat bilginlerinin dinleyenleri güldürmek için yarıştığı "en geniş hayal" adlı bir yarışmaya katkı gibidir. Kurbağa prens, kuğu prenses ve güzel atlara dönüşen Cinderella fareleri hakkındaki uyku öncesi hikâyelerine benzer; tek ek olarak bunun çok uzun zaman gerektirmiş olması vardır! Sivrisinekleri kovalarken uçmaları için dinozorlara tüy takan bir hayal.
Darwin’in aklına gelen, ağzına olabildiğince çok böcek almak için suda saatlerce yüzen siyah ayı hayali de böyledir. Bu, ağzını açıp balıkları içine alan balinayı hatırlatmıştı; bir benzerlik bulunduğuna göre Darwin’in mantığında balina ayıdan evrilmiş görünüyordu! (Türlerin Kökeni) kitabının ilk baskısının "faksimile (Facsimile)" nüshasında, sayfa 184’te olduğu gibi.
Biri şöyle diyecek: "Ama Darwin’in bilgisi ne olacak?! Kitabında topladığı çok sayıdaki gözlem ve gözlemlerinin doğruluğu ne olacak?!" Deriz ki: Darwin, içinde birçok girdi bulunan bir programa benziyordu; fakat bu girdileri birbirine bağlayan denklem yanlıştı, dolayısıyla yanlış sonuç veriyordu. Bu yüzden bilgilerin çokluğu ve geniş okumaları Darwin’e fayda vermedi.
Kardeşlerim, kuşlar, sürüngenler, böcekler ve diğerleri hakkındaki bu gözlemlerin evrim teorisinin bir parçası olmadığını anlamamız çok önemlidir. Konuştuğumuz şey, Darwin’in bu gözlemlere açıklama olduğunu iddia ettiği teoridir. Gözlemler ve onun doğal seçilim terimini -onda anlamı yanlış olan- formüle etmesi dışında, Darwin’in yeni olarak sundukları doğru değildir; doğru olan söyledikleri de yeni değildir. Evet, Darwin’in yeni olarak sundukları doğru değildir.
Bu nedenle kardeşlerim, "Darwin’in teorisinde hatalar vardı" demek yanlıştır; Darwin’in teorisi zaten başlı başına hatalar toplamıdır: akıl ve bilimin çürüttüğü hurafeler, mantıksal safsatalar ve canlılardaki düzen ile kusursuzluğun amaç, irade veya bilgiye ihtiyaç duymadığı sonucuna ulaşmak için kurulan saçma hayaller!
Kardeşlerim, bölümlerimizin pusulayı ayarlamak için metodolojik bölümler olduğunu yeniden hatırlatırım. Bugün öğrendiğimiz metodolojik bir kural şudur: Batıl ancak batıl üzerine kurulur; doğru bir bilime veya sağlam bir akla dayanamaz. Bu kuralı nerede uygularsanız onun geçerli olduğunu görürsünüz. Bugün Darwin’in "canlılar tesadüflerle geldi" hurafesinde bunun bir örneğini gördük!
Takip soruları
Bazıları soracak: Darwin’den sonrakiler teorinin boşluklarını kapatıp hatalarını düzeltmedi mi?! Fosillerden gelen delillere ne dersiniz?! Moleküler biyolojiye?! Embriyolojiye?! Körelmiş organlara?! Teori ile Allah’ın varlığını uzlaştırmak mümkün değil mi?! Sizce hurafeyse, Batılı bilim insanlarının çoğu neden ona inanıyor?!
Kardeşlerim, Allah’ın izniyle bunları metodik biçimde cevaplayacağız. Sonraki önemli bölümümüz olan boşlukları kapatma ve hataları düzeltme iddiasıyla başlayacağız. Bizi takip edin… Başarı yalnız Allah’tandır. Selamün aleyküm ve rahmetullah…
Boşlukları kapatma ve hataları düzeltme iddiasına cevap
Geçen bölümde Darwin teorisinin temel dayanaklarının aklen, duyuyla ve deneyle çöken hurafeler olduğunu açıklamıştık. Bugün önemli bir soruya cevap veriyoruz: Darwin’den sonrakiler teorinin boşluklarını kapatıp hatalarını düzelttiler mi?
Gerçek şu ki Darwin’in takipçileri, Darwin teorisinin ilk biçimiyle bilimsel eleştiriye dayanamayacağını fark ettiler; onu onarmak ve değiştirmek için yoğun çabalara giriştiler. Bu çabalar, "modern evrim teorisi" veya "modern evrim sentezi" (Modern Evolutionary Synthesis) diye bilinen anlayışın ortaya çıkmasına yol açtı; bu anlayış Darwin’in fikirlerini modern genetik bulgularıyla birleştirmeye çalıştı.
1. Mendel kalıtımının teoriye dâhil edilmesi
Bu girişimlerin ilki, Mendel’in çalışmalarının yirminci yüzyılın başlarında yeniden keşfedilmesinin ardından Mendel kalıtımını teoriye dâhil etmekti. Bilim insanları, özelliklerin kalıtım mekanizmasının Darwin’in "gemmüller" ile veya edinilmiş özelliklerin kalıtımıyla tasarladığı gibi olmadığını; ebeveynlerden çocuklara geçen genler aracılığıyla gerçekleştiğini anladılar. Bu düzeltme, teorisinin temel direği olan Darwin’in edinilmiş özelliklerin kalıtımı fikrini tamamen ortadan kaldırdı.
Fakat burada soru şudur: Bu bir boşluğu kapatmak mıdır, yoksa temel bir direği yıkmak mı? Bir yapının temel direğinin tamamen yanlış olduğunu kanıtladığınızda boşluğu kapatmış olmazsınız; asıl yapının temelinden kusurlu olduğunu göstermiş olursunuz.
2. Çeşitliliğin kaynağı olarak rastgele mutasyonlar
Modern teori, Darwin’in tabiatın canlıda yeni özellikler oluşturduğu fikrini de "rastgele mutasyonlar" (Random Mutations) fikriyle değiştirdi. Çevrenin kalıtılan yeni özellikler oluşturması yerine, rastgele genetik değişimlerin yani mutasyonların, doğal seçilimin üzerinde çalıştığı çeşitliliğin temel kaynağı olduğu kabul edilir oldu.
Burada da ilk teorinin bütünüyle bir direğinin değiştirilmesiyle karşı karşıyayız. Darwin, çeşitliliğin kaynağı olarak rastgele genetik mutasyonlardan söz etmiyordu; değişimlerin kullanma, kullanmama ve edinilmiş özelliklerin kalıtımı sonucunda oluştuğuna inanıyordu.
3. Doğal seçilim ve evrimdeki rolü
Modern teori doğal seçilimi korudu; ancak onun çalıştığı genetik mekanizmaları daha derin bir anlayışla ele aldı. Buna rağmen, geçen bölümde işaret ettiğimiz temel sorun, yani kör doğal seçilimin indirgenemez karmaşıklıklar kurabilme yeteneği, hâlâ ortadadır. Modern teori, son derece karmaşık biyolojik sistemlerin rastgele mutasyonlar ve kör doğal seçilim yoluyla adım adım nasıl ortaya çıktığına ikna edici bir açıklama sunmamıştır.
4. Fosillerden gelen deliller
Teoriyi desteklediği söylenen fosil delilleri bakımından gerçeklik farklıdır. Fosil kaydı, büyüklüğüne rağmen, evrim teorisinin beklediği aşamalı geçiş zincirlerini göstermez. Aksine fosil kaydı, ana hayvan gruplarının açık geçiş ataları bulunmadan nispeten kısa bir zaman diliminde aniden ortaya çıktığı "Kambriyen patlaması" (Cambrian Explosion) olgusunu gösterir.
Fosil kaydındaki boşluklar da hâlâ çok büyüktür ve iddia edilen birçok "geçiş fosili" aslında tartışmalı yorumlardır veya sonradan çürütülmüştür. Örneğin sürüngenlerle kuşlar arasında geçiş halkası sayılan Archaeopteryx, şimdi kendine özgü nitelikleri olan tam bir kuş olarak görülmektedir; bütün kuşların atası olması zorunlu değildir.
5. Moleküler biyoloji ve embriyoloji
Moleküler biyoloji ve embriyoloji ise tek hücrenin içinde ve canlının gelişim aşamalarında hayranlık verici karmaşıklık ve bütünleşme düzeyleri ortaya koymuştur. Darwin’in hayal bile edemeyeceği bu muazzam karmaşıklık, bu sistemlerin rastgele mutasyonlarla tedricen ortaya çıkması fikrini çok zorlaştırır.
Örneğin hücre içindeki ATP synthase motoru veya kan pıhtılaşma sistemi gibi moleküler makineler, sözünü ettiğimiz "indirgenemez karmaşıklık" (Irreducible Complexity) örnekleridir. Bu sistemlerin herhangi bir parçasını kaldırmak onları tamamen işlevsiz hâle getirir; bu da onların adım adım evrilmiş olamayacağı anlamına gelir.
Embriyoloji, canlıların embriyonik gelişiminin son derece hassas ve düzenli bir süreç olduğunu ve kalıtsal bilginin dikkatli yönlendirilmesini gerektirdiğini göstermiştir. Bu karmaşık sürecin tesadüfle veya rastgele birikimlerle doğabileceği fikri bilimsel gerçeklikten uzak görünür.
6. Körelmiş organlar
Atalarımızda işlevsel olmuş organların kalıntıları olduğu söylenen körelmiş organlar (Vestigial Organs) iddiası da bilimsel ilerlemeyle büyük ölçüde gerilemiştir. Apandis veya bademcikler gibi körelmiş sayılan birçok organın bağışıklık sisteminde veya başka alanlarda önemli işlevleri olduğu keşfedilmiştir. Gerçek körelmiş organlar bulunsa bile bunların varlığı Darwinci evrim mekanizmasını kanıtlamaz; yalnızca zaman içinde değişimlerin gerçekleştiğine işaret eder ki bunu kimse inkâr etmez.
Teori ile Allah’ın varlığını uzlaştırmak?
"Teori ile Allah’ın varlığını uzlaştırmak mümkün değil mi?" sorusuna cevap şudur: Yaratılışta amaç ve iradeyi inkâr eden özüyle Darwinci evrim teorisi, yaratıcı, yöneten ve hikmet sahibi Allah’a imanla uzlaştırılamaz. Darwin teorisinin özü, canlıların ne yaptığını bilen, irade sahibi ve seçen bir failin kastı veya iradesi olmaksızın tesadüfle ortaya çıktığıdır. Bu, yaratılışını kusursuz yapan ve düzenleyen yaratıcı ilah anlayışıyla doğrudan çelişir.
Bazı müminler Allah’ın evreni doğal kanunlarla, bunlar arasında evrim kanunuyla yarattığını söyleyerek ikisini uzlaştırmaya çalıştılar. Fakat bu uzlaştırma temel sorunu çözmez: Darwin teorisi hem ilk hem modern biçiminde, türlerin ve karmaşıklıklarının ortaya çıkışında ilahî bir kastın gereğine yer vermez. Bilakis, doğrudan ilahî müdahaleye veya tasarımdaki amaca alan bırakmayan bütünüyle materyalist bir açıklama sunar.
Batılı bilim insanlarının çoğu neden buna inanıyor?
"Söylediğiniz gibi bir hurafeyse Batılı bilim insanlarının çoğu neden buna inanıyor?" sorusu önemlidir ve birkaç boyutu vardır:
- Akademik ve toplumsal baskı: Batı akademik çevrelerinde evrim teorisi yaşam çeşitliliğinin tek kabul edilen açıklaması sayılır. Bu uzlaşıdan ayrılmak, bilim insanlarının damgalanmasına, hatta işlerini veya araştırma fonlarını kaybetmesine yol açabilir. Bu düşünce çerçevesini benimsemek için büyük baskı vardır.
- Materyalist felsefî arka plan: Batılı bilim insanlarının birçoğu, evrendeki her şeyin doğaüstü bir müdahaleye ihtiyaç duyulmadan yalnızca doğa yasalarıyla açıklanabileceğini varsayan materyalist bir felsefi arka plandan, yani natüralizmden (Naturalism) hareket eder. Bu çerçevede evrim teorisi, söz konusu felsefeyle en tutarlı açıklama kabul edilir.
- Gözlemler ile açıklamanın karıştırılması: Birçok bilim insanı, türler içindeki küçük değişimler veya çevreye uyum gibi doğru gözlemleri bu gözlemlerin Darwinci açıklamasıyla karıştırır. Değişimin bulunması, Darwin mekanizmasının zorunlu olarak doğru olduğu anlamına gelmez.
- Eleştirel ayrıntıları bilmemek: Bazı bilim insanları teoriye yöneltilen bilimsel ve felsefî eleştirileri derinlemesine bilmiyor olabilir veya büyük resme bakmadan uzmanlıklarının dar alanlarına odaklanabilirler.
- Kabul gören materyalist bir alternatifin bulunmaması: Evrim teorisinde büyük boşluklar bulunsa bile materyalist bilim topluluğu akıllı tasarım veya ilahî müdahale içeren her açıklamayı reddeder ve bunu "sahte bilim" sayar. Bu sebeple eksikleri olsa dahi evrim teorisine eldeki en iyi maddî açıklama olarak tutunurlar.
Sonuç
Öyleyse Darwin teorisindeki boşlukları kapatma ve hataları düzeltme iddiası, ilk teoriyi güçlendirmedi; onun temel direklerini başkalarıyla değiştirdi. Teori, özellikle indirgenemez karmaşıklığın ortaya çıkışı ve fosil kaydındaki geçiş zincirlerinin yokluğu bakımından, hâlâ derin bilimsel ve felsefî sorunlarla karşı karşıyadır.
Bu bize batılın ancak batıl üzerine kurulduğunu ve onu yamama girişimlerinin onu hak yapmadığını gösterir.
Gelecek bölümlerde bu noktaları daha ayrıntılı ele alacak, bu teorinin zayıflığına dair daha fazla delil ve kanıt sunacak ve doğru bilim ile sağlam aklın büyük Yaratıcı’ya imana nasıl götürdüğünü açıklayacağız.
Bizi takip edin… Başarı yalnız Allah’tandır. Selamün aleyküm ve Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Kaynak: Dr. İyad Kuneybi’nin resmî sitesi.